Türk Adının Yükselişi: Göktürkler
- 3 saat önce
- 10 dakikada okunur
Bozkırda Devlet Kurmak

Yerleşik toplumların tarihi çoğu zaman şehirler üzerinden okunur. Sur duvarları, saraylar, tapınaklar ve kalıcı yapılar, devlet fikrinin doğal parçaları gibi görülür. Bu nedenle tarih yazımında bozkır toplumları uzun süre “geçici” ya da “dağınık” yapılar şeklinde değerlendirilmiştir. Oysa bozkır dünyası, yerleşik medeniyetlerden farklı işleyen başka bir siyasal akla sahiptir. Devlet, burada taş yapılardan önce hareket kabiliyeti üzerine kurulmaktadır.
Bozkırın kendisi bu siyasi düzeni belirleyen başlıca unsurlardan biridir. Zira geniş otlaklar, sert iklim koşulları ve sürekli hareket halindeki yaşam biçimi, merkezi otorite kurmayı yerleşik toplumlara kıyasla daha zor bir hale getirmiştir. Bir hükümdarın şehir bürokrasisine ya da kalıcı vergi mekanizmalarına dayanması mümkün değildir. Güç, büyük ölçüde boylar arasındaki dengeyi koruyabilme ve askeri sadakati sürdürebilme becerisine bağlıdır. Bu yüzden bozkırda devlet kurmak adına, "savaş kazanmak" yegane ölçüt değildir; muhtelif toplulukları aynı çatı altında tutabilecek bir meşruiyet üretmek de aynı derecede zaruridir.
Türk kağanlıklarının ortaya çıktığı dünya tam olarak böyle bir zemin üzerinde şekillenmiştir. Hun İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından Orta Asya’da uzun süre çeşitli boy birlikleri ve kısa ömürlü devlet yapıları görülmüş; bu dönemde Juan-juanlar gibi güçlü konfederasyonlar bozkırın büyük kısmında etkili olmuştur. Göktürklerin tarih sahnesine çıkışı da işte böyle bir ortamda gerçekleşecektir.
Bu noktada dikkat çekici olan husus, Göktürklerin salt yeni bir güç olarak ortaya çıkması değildir. Asıl önemli mesele, dağınık boy ilişkilerini daha kapsamlı bir siyasi organizasyona dönüştürebilmeleridir. Zira bozkır toplumlarında bağlılık çoğu zaman kişisel ve geçicidir. Güçlü bir lider etrafında birleşen boylar, şartlar değiştiğinde kolaylıkla dağılabilir. Binaenaleyh kalıcı bir kağanlık kurabilmek için askeri başarı kadar politik semboller, gelenekler ve meşruiyet anlatıları da gereklidir.
Göktürkler bu noktada muadillerinden farklılaşmaktadır: Onlarla birlikte “Türk” adı ilk kez geniş ölçekli bir siyasal kimliğe dönüşmüştür. Çin kaynaklarında görülen Tujue ifadesi sadece belirli bir boyu değil; giderek daha büyük bir siyasal yapıyı tanımlamaya başlar. Bu durum, Göktürklerin tarih sahnesindeki yerini askeri başarıların ötesine taşıyacaktır. Ortaya çıkan yapı, basit bir devlet teşekkülünden ziyade, bozkırdaki güç dengelerini yeniden biçimlendiren bir dönüşümü ifade etmektedir.
Mezkur sürecin merkezinde ise Bumin Kağan yer alır. Onun yükselişi, sıradan bir boy beyinin iktidar mücadelesinden daha geniş bir anlam taşımaktadır. Juan-juan hakimiyetine bağlı bir topluluğun, kısa süre içinde bağımsız bir kağanlığa dönüşmesi, bozkır siyasetindeki dengeleri kökten değiştirmiştir. Bu nedenle Göktürklerin kuruluşu, tek başına Türk tarihi açısından değil; bütün Orta Asya siyasi düzeni bakımından önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir.
Aşina Boyu ve Göktürklerin Kökeni
Göktürklerin ortaya çıktığı dönemi anlayabilmek adına, evvela onların içinde doğduğu çevreye bakmak gerekir. VI. yüzyıl Orta Asyası, tek bir gücün mutlak hakimiyet kurduğu sakin bir dünya değildir. Bozkır, muhtelif boy birliklerinin birbirleriyle mücadele ettiği, ittifakların hızla değiştiği ve siyasetin büyük ölçüde askeri güç üzerinden şekillendiği hareketli bir alan görünümündedir. Söz konusu dünyanın en güçlü aktörlerinden biri ise Çin kaynaklarında Ruanruan ya da Juan-juan şeklinde geçen konfederasyondur.
Juan-juan hakimiyeti, Altaylardan Moğolistan içlerine dek uzanan geniş bir coğrafyada etkilidir ve pek çok Türk boyu da bu yapıya bağlı durumda yaşamaktadır. Göktürklerin çekirdeğini oluşturan Aşina boyu da bunlardan biridir. Çin kronikleri, Aşina topluluğunu demir işçiliğiyle ilişkilendirir. Bu nedenle Göktürklerin uzun süre Juan-juanlara demir üreten bir topluluk olarak faaliyet gösterdiği yönünde yaygın bir görüş bulunmaktadır. Gerçi bu anlatının ne ölçüde tarihsel, ne ölçüde sembolik olduğu tartışmalıdır; fakat demirin bozkır dünyasındaki anlamı düşünüldüğünde, mezkur ilişkinin yalnız ekonomik değil, siyasal bir tarafı da olduğu anlaşılır. Zira bozkırda silah üretimi, doğrudan askeri güçle ilintilidir.
Aşina boyunun kökenine dair anlatılar ise tarih ile mitin iç içe geçtiği bir alanı oluşturur. En bilinen rivayetlerden biri, düşman saldırısından kurtulan küçük bir çocuğun dişi bir kurt tarafından beslenmesi ve soyun bu birliktelikten devam etmesidir. Daha sonra Türk siyasi kültüründe önemli yer tutacak olan kurt motifi, büyük ölçüde bu anlatıyla ilişkilendirilir. Bu tür rivayetler modern anlamda tarihsel veri olarak okunamaz; ancak bizlere bozkır toplumlarının meşruiyet anlayışı hakkında önemli ipuçları verir. Çünkü erken dönem hanedan anlatılarında soyun olağanüstü bir kökene bağlanması, hükümdarlığın sıradan bir güç ilişkisi olarak görülmediğinin açık bir göstergesidir.
Burada dikkat çekici olan bir başka husus da Çin kaynaklarının Göktürkleri tanımlama biçimidir. Çin tarihçileri ekseriyetle bozkır topluluklarını dışarıdan gözlemleyen bürokratik bir bakış açısıyla yazmıştır. Binaenaleyh Göktürkler hakkında verilen bilgiler, sadece tarihsel olayları değil, Çin dünyasının bozkıra olan bakışını da yansıtmaktadır. Buna rağmen, Göktürklerin yükselişi sırasında “Türk” adının daha görünür hale geldiği açık biçimde görülür. Bu durum önemlidir; zira daha önce farklı boy adları ön plandayken, Göktürkler döneminde daha geniş bir siyasi kimlik oluşmaya başlamıştır.
Aşina boyunun yükselişi de tam bu noktada anlam kazanır. Başlangıçta Juan-juan hakimiyetine bağlı bir topluluk görünümündeyken, kısa süre içinde bozkır siyasetinin merkezine yerleşmeleri sıradan bir güç değişimi değildir. Bu yükseliş, aynı zamanda eski bağlılık düzeninin sorgulanması anlamına da gelmektedir. Çünkü bozkırda bir boyun güç kazanmasında asker sayısı kadar; diğer toplulukların onu meşru bir liderlik odağı olarak kabul etmesi de önemlidir.
Bumin Kağan’ın tarih sahnesine çıkışı işte bu ortamda gerçekleşir. Onun başarısı salt askeri değildir. Asıl önemli taraf, dağınık boy ilişkilerini daha geniş bir politik hedef etrafında birleştirebilmesidir. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşuna giden süreç de, büyük ölçüde bu dönüşümün hikayesidir.
Bumin Kağan ve Göktürk Kağanlığı’nın Kuruluşu
Göktürk tarihinin asıl kırılma noktası, Aşina boyunun Juan-juan hakimiyetine karşı açık biçimde meydan okumaya başlamasıyla ortaya çıkar. Bu süreçte öne çıkan isim ise Bumin’dir. Çin kaynaklarında onun ilk dönem faaliyetleri daha çok Juan-juanlara bağlı bir boy lideri çerçevesinde aktarılmaktadır. Ancak kısa süre içinde bu bağlılık ilişkisinin değişmeye başladığı görülür. Artık mesele askeri güç dengesi olmaktan çıkarak; bozkır siyasetinde saygınlık ve eşitlik talebine dönüşmüştür.
Bu durumun en dikkat çekici örneği, Bumin’in Juan-juan hükümdarından evlilik talebinde bulunmasıyla ortaya çıkar. Bozkır dünyasında hanedan evlilikleri sıradan aile ilişkileri anlamına gelmemektedir; bilakis siyasi statünün tanınmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Neticede bir hükümdarın kızını başka bir topluluğa vermesi, o topluluğun belirli ölçüde eşit kabul edildiğini göstermektedir. Juan-juan hükümdarının bu talebi küçümseyici bir tavırla reddetmesi ise, özellikle Göktürk anlatısında, aşağılanmanın ve kopuşun başlangıcı olarak kabul edilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bozkır siyasetinde "hakaretin" kendi başına kişisel bir mesele olmamasıdır. Liderin itibarı, bağlı boyların gözünde doğrudan siyasal meşruiyetle ilişkilidir. Dolayısıyla Bumin’in uğradığı küçümseme, yalnızca bireysel bir aşağılama değil; Aşina boyunun statüsüne yönelik bir tavır şeklinde de algılanmış görünmektedir. Bu nedenle sonraki süreçte yaşanacak olan çatışmalar, sıradan bir isyan hareketinden çok daha geniş bir anlam taşımaktadır.
Geleneksel tarih anlatımında 552 yılında Bumin’in Juan-juanlara karşı kazandığı zafer, Göktürk Kağanlığı’nın başlangıcı olarak kabul edilir. Yine, Juan-juan hükümdarı Anagui’nin yenilgi sonrasında intihar ettiği aktarılmaktadır. Bu olay mühimdir, zira bozkırdaki güç dengesini kökten bir biçimde değiştirecektir. Uzun süredir hakim konumda bulunan bir konfederasyon çözülmeye başlarken, Göktürkler yeni merkezi güç haline gelmiştir.
Bumin’in bu başarıdan sonra “İl Kağan” unvanını alması da önemlidir. Çünkü bozkır siyasetinde unvanlar sadece yönetim biçimini değil, dünya tasavvurunu da yansıtır. “İl” kavramı etimolojik olarak, devlet anlamına gelmek ile birlikte ; düzen, hakimiyet ve siyasal birlik fikrini de içinde taşır. Bu nedenle yeni kağanlık, yeni bir siyasal düzen iddiası da taşımaktadır.
Göktürklerin yükselişini farklı kılan unsurlardan biri de hızlarıdır. Bumin döneminden itibaren kağanlık kısa süre içinde geniş bir alana yayılmıştır. Bunun temel sebeplerinden biri, bozkırdaki güç boşluğunu doğru değerlendirebilmeleridir. Juan-juan hakimiyetinin çözülmesiyle ortaya çıkan siyasi parçalanma, Göktürklerin yeni bağlılık ilişkileri kurmasını kolaylaştırmıştır. Bunun yanında askeri hareket kabiliyetleri ve boylar arası dengeyi yönetebilme becerileri de etkili olmuştur.
Ancak burada yalnızca fetihlerden söz etmek yeterli değildir. Göktürk Kağanlığı’nın asıl başarısı, farklı toplulukları ortak bir çatı altında toplayabilmesidir. Bozkır toplumlarında bağlılık çoğu zaman geçici olduğundan, bu tür birliklerin uzun süre korunması oldukça zordur. Bu nedenle Göktürk kağanları savaşçı kimliklerinin yanı sıra, aynı zamanda denge kurucu figürler olarak da öne çıkar.
Tekrar Bumin Kağan’a dönecek olursak, maalesef ömrü uzun olmaz ve kağanlığın kuruluşundan kısa süre sonra öldüğü kabul edilir. Buna rağmen onun dönemi, Göktürk siyasi geleneğinin temelini oluşturmuştur. Çünkü Bumin’le birlikte Aşina boyu, Juan-juanlara bağlı bir topluluk olmaktan çıkmış ve bozkırın yeni hakim gücüne dönüşmüştür. Daha da önemlisi, “Türk” adı ilk kez geniş ölçekli bir siyasal organizasyonun merkezine yerleşmiştir. Çin, İran ve bozkır dünyası arasındaki dengeler de bu tarihten itibaren farklı bir boyut kazanacaktır.
Bozkırdan Dünyaya: Göktürk Kağanlığı’nın Genişlemesi
Bumin Kağan’ın ardından Göktürk Kağanlığı kısa bir zaman içerisinde bölgesel bir güç olmaktan çıkarak Orta Asya siyasetinin merkezine yerleşir. Bu yükselişte en önemli paylardan biri kuşkusuz, Bumin’in kardeşi İstemi Yabgu’ya aittir. Bozkır devletlerine baktığımızda hakimiyetin çoğu zaman tek merkezden yönetilen katı bir yapıdan ziyade; geniş coğrafyaya yayılan güç ilişkileri, hanedan üyeleri arasında paylaştırıldığını görürüz. Göktürkler'de de durum farklı değildir. Doğu kanadında kağanlık merkezi güçlenirken, batıya yönelen hareket büyük ölçüde İstemi’nin kontrolünde gelişmiştir.
İstemi'nin idaresi altında Göktürklerin önündeki en önemli meselelerden biri, İpek Yolu üzerindeki hakimiyet mücadelesidir. Zira Orta Asya’da askeri güç kadar ticaret yollarını kontrol etmek de belirleyici bir unsur sayılmakta; Çin ipeği, İran malları ve batıya uzanan ticaret ağları bozkır siyasetinin ekonomik temelini oluşturmaktadır. Göktürklerin kısa sürede güç kazanabilmesinin sebeplerinden biri de, bu dolaşım hattını denetim altına alma konusundaki başarılarıdır.
Bu noktada Sasani İranı ile kurulan ilişkiler önem kazanır. Başlangıçta Göktürkler ile Sasaniler arasında quid pro quo ilişkisi görülür. Her iki taraf da Orta Asya’daki Ak Hun hakimiyetini kırmak istemektedir. Nitekim VI. yüzyılın ortalarında Ak Hunlar büyük ölçüde tasfiye edilecek ve bölgedeki güç dengesi değişecektir. Ancak ortak düşmanın ortadan kaldırılmasının bir diğer sonucu da, Göktürkler ile Sasaniler arasındaki rekabetin görünürlük kazanması olmuştur. Çünkü mesele sadece askeri üstünlük değildir; İpek Yolu gelirlerinin kim tarafından kontrol edileceği de belirleyici bir etken olarak karşımıza çıkar.
Göktürklerin Bizans ile temas kurması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. İstemi Yabgu döneminde Bizans’a gönderilen elçilik heyetleri, bozkır siyasetinin sanıldığından daha geniş bir diplomatik ufka sahip olduğunu gösterir. Göktürkler özünde savaşçı bir topluluktur, evet fakat öte yandan Çin, İran ve Bizans arasındaki dengeleri dikkatle takip eden bir dış politika da yürütmektedir. Bu durum, kağanlığın militar hüviyetinin dışında bir şablon sunması bakımından dikkat çekicidir.
Çin ile olan ilişkiler ise daha karmaşık bir karakter taşır. Göktürkler için Çin, hem büyük bir ekonomik kaynak hem de dikkatle kontrol edilmesi gereken yerleşik bir güçtür. Çin sarayları açısından bakıldığında ise bozkır her zaman potansiyel tehdit anlamına gelmektedir. Bu nedenle iki taraf arasındaki ilişkiler sürekli bir savaş durumu şeklinde ilerlemez; evlilikler, ticaret anlaşmaları, hediyeler ve diplomatik temaslar da önemli rol oynar. Günün sonunda Bozkır ile Çin arasındaki rekabet; bir prestij, ticaret ve meşruiyet mücadelesidir.
Göktürklerin kısa süre içinde bu kadar geniş etki alanı oluşturabilmesinin temel sebeplerinden biri de, hareket kabiliyetleridir. Yerleşik imparatorlukların aksine, bozkır orduları hız üzerinden avantaj sağlamaktadır. Atlı birliklerin geniş coğrafyalarda kısa sürede hareket edebilmesi, Göktürklere askeri esneklik kazandırmıştır. Ancak tek başına hareketlilik yeterli değildir. Kağanlığın devamı için boylar arasındaki bağlılık ilişkilerinin de korunması gerekmektedir. Bu yüzden Göktürk siyasetinde askeri başarı kadar ganimet dağıtımı, prestij ve hanedan otoritesi de belirleyici unusrlardır.
Tam da burada bozkır devletlerinin temel kırılganlığı tüm çıplaklığı ile karşımıza çıkar. Güçlü bir kağan etrafında birleşen yapı, merkezi otorite zayıfladığında hızla parçalanma riski taşımaktadır. Göktürkler de bundan bütünüyle kaçamamıştır. Kağanlığın kısa süre içinde doğu ve batı kanatlarına ayrılması, geniş coğrafyanın yönetiminde yaşanan zorlukların açık bir göstergesidir. Buna rağmen Göktürkler, bozkır tarihinde kalıcı iz bırakan bir siyasal model oluşturmayı başarmıştır.
Bu modelin en dikkat çekici tarafı, “Türk” adını yalnız etnik değil, siyasi ve kültürel bir çatı haline getirmesidir. Göktürklerden sonra ortaya çıkan birçok Türk topluluğu, meşruiyetini doğrudan ya da dolaylı biçimde bu mirasa dayandıracaktır. Orhun Yazıtları’nda görülen siyasal dil de büyük ölçüde bu geleneğin devamı niteliğindedir. Devletin korunması, törenin sürdürülmesi ve boyların bir arada tutulması fikri, Göktürk siyasi anlayışının merkezinde yer alır.
Velhasıl Göktürk Kağanlığı’nın yükselişini, belirli bir hanedanın başarısı şeklinde okumak eksik ve hatalıdr. Göktürk idaresi aynı zamanda, bozkır dünyasında yeni bir siyasal organizasyon biçiminin de ortaya çıkışı anlamına gelmektedir. Çin’den Bizans’a kadar uzanan geniş sahada hissedilen bu etki, Göktürkleri Türk tarihinin ötesinde; bütün Avrasya siyasetinin önemli aktörlerinden biri haline getirmiştir.
Töre, Kut ve Kağanlık: Göktürklerde Devlet Anlayışı
Bozkır dünyasında güçlü ordular kısa sürede ortaya çıkabilmekte, fakat aynı hızla dağılıp kaybolabilmektedir. Göktürkleri farklı kılan unsur, askeri gücü belirli bir siyasal anlayışla birleştirebilmiş olmalarıdır. Bu anlayışın merkezinde ise töre, kut ve kağanlık fikri yer alır.
Bozkır toplumlarında yazılı hukuk sistemleri yerleşik medeniyetlerdeki kadar gelişmiş değildir; ancak bu durum kuralsız bir yapı bulunduğu anlamına da gelmez. Türk siyasi geleneğinde “töre”, yalnız gelenek ya da örf demek değildir. Aynı zamanda siyasal düzenin temelini ifade eder. Kağanın meşruiyeti büyük ölçüde töreyi koruyabilmesine bağlıdır. Bu nedenle hükümdar keyfî bir otorite olarak görülmemekte ve belirli sınırlar içerisinde hareket etmesi beklenmektedir.
Orhun Yazıtları’nda sık sık karşılaşılan “ili tutmak” ve “töreyi düzenlemek” gibi ifadeler, devlet anlayışının "fetih" üzerinden tanımlanmadığını gösteren diğer işaretlerdir. Yani devlet, bozkır dünyasında hareket halindeki toplulukları bir arada tutabilme becerisiyle anlam kazanmaktadır. Zira dağılmak, bozkır siyaseti için her zaman gerçek bir tehlikedir. Güçlü bir merkez oluşmadığında boylar kolaylıkla farklı ittifaklara yönelebilmektedir. Bu yüzden kağanın temel görevi yalnızca savaş kazanmak değil; düzeni devam ettirmektir.
Bu noktada “kut” anlayışı ayrı bir önem kazanır. Türk siyasi kültüründe kağanın yönetme hakkı, göksel bir onayla ilişkilendirilmektedir. Kut, basit biçimde “talih” ya da “şans” şeklinde açıklanamaz; daha çok hükümdara verilen meşruiyet ve yönetme kudreti anlamına gelir. Ancak bu hak "mutlak" değildir. Kağan başarısız olduğunda, boyları koruyamadığında ya da düzeni sağlayamadığında "kutunu kaybettiğine" inanılır.
Mezkur anlayış, Göktürk siyasetini hanedan temelli bir yapı olmaktan çıkarır. Çünkü teorik olarak kağanın otoritesi kutsal kökene dayanırken, pratikte bu otoritenin korunması sürekli başarı gerektirmektedir. Bilhassa bozkır toplumlarında zayıf hükümdarın uzun süre ayakta kalması oldukça zordur. Bu nedenle askeri yetenek ile siyasal meşruiyet birbirinden ayrılmaz hale gelmiştir.
Göktürklerde kağanlık fikri aynı zamanda "evrensel hakimiyet" düşüncesiyle de bağlantılıdır. Orhun Yazıtları’nda görülen “doğuda gün doğusuna, batıda gün batısına kadar” uzanan hakimiyet anlatıları, askeri bir övünmeden ibaret değildir. Bu söylem, kağanlığın bozkırın doğal merkezi olduğu düşüncesini yansıtır. Burada dikkat çekici olan, Çin’deki “Göğün Yetkisi” anlayışıyla belirli benzerliklerin bulunmasıdır. Her iki gelenekte de hükümdarlık göksel bir düzenle ilişkilendirilir. Ancak Çin’de daha yerleşik ve bürokratik bir yapı öne çıkarken, bozkır dünyasında hareket kabiliyeti ve askerî liderlik daha belirleyici görünür.
Göktürk siyasal düzeninde hanedan üyeleri arasında görev paylaşımı yapılması da bozkır geleneğinin önemli özelliklerinden biridir. Kağanın yanında yabgular, şadlar ve çeşitli boy yöneticileri bulunmaktadır. Söz konusu yapı geniş coğrafyanın yönetimini kolaylaştırsa da, zaman zaman parçalanma riskini de beraberinde getirmektedir. Nitekim Göktürk Kağanlığı’nın doğu ve batı şeklinde ayrılması, büyük ölçüde bu yapının doğal bir sonucudur.
Bununla birlikte Göktürkler, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bozkır devletleri içerisinde askeri hareketlilikleri kadar, bıraktıkları siyasi mirasla da öne çıkar. Orhun Yazıtları bunun en açık örneğidir. Bilge Kağan ve Kül Tigin adına dikilen bu metinlerde yalnızca savaşlardan söz edilmez; halkın dağılması, yöneticilerin hataları, Çin etkisi ve devletin yeniden toparlanması gibi meseleler de ele alınır. Bu yönüyle yazıtlar, siyasal bir hafıza niteliği de taşımaktadır.
Göktürk kağanlarının en büyük kaygılarından biri, boyların çözülmesi ve siyasi birliğin dağılmasıdır. Yazıtlarda sık sık “Türk budununun” yanlış yöneticiler yüzünden dağıldığından söz edilmesi, devlet fikrinin ne kadar kırılgan görüldüğünü ortaya koyar. Bu nedenle Göktürk siyasi düşüncesinde birlik, düzen ve devamlılık fikri en az askeri başarı kadar önemlidir.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Göktürk Kağanlığı’nı savaşçı bir bozkır konfederasyonu şeklinde değerlendirilmek eksik olacaktır. Göktürkler, bozkırın hareketli yapısı içinde kalıcı bir siyasal düzen kurmaya çalışan, bunu yaparken de meşruiyet, töre ve kağanlık fikrini belirli bir sistem haline getiren önemli bir devlettir.
Çin, İç Mücadeleler ve Göktürklerin Mirası
VII. yüzyılın başlarında Göktürk Devleti'nin önemli bir kısmı Çin hakimiyeti altına girer. Tang Hanedanı’nın yükselişiyle birlikte Çin, bozkır üzerindeki baskısını arttırmış ve birçok Türk boyu Çin siyasi düzenine entegre olmuştur. Ancak burada dikkat çekici olan husus, Göktürk mirasının bütünüyle ortadan kaldırılamamasıdır. Çin hakimiyeti askeri ve diplomatik alanda başarı sağlamış olsa da, bozkırdaki bağımsızlık düşüncesini ve Türk benliğini silme noktasında hüsrana uğramıştır.
Bu durum en açık biçimde II. Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşunda görülür. Kutluk Kağan - daha çok bilinen adıyla İlteriş Kağan - Çin hakimiyetine karşı yeniden bağımsızlık hareketi başlattığında, mesele yalnız yeni bir devlet kurmak değildir. Göktürk siyasi geleneğini yeniden ayağa kaldırma düşüncesi de belirleyici bir rol oynamıştır. Tonyukuk, Bilge Kağan ve Kül Tigin gibi isimlerin etrafında şekillenen bu dönem, Göktürk tarihinin ikinci büyük yükseliş evresini simgelemektedir.
Orhun Yazıtları tam da bu tecrübenin ürünü olarak ortaya çıkar. Bu metinler bir başarı anlatısı olmaktan çok; "dağılmanın" sebeplerini sorgulayan siyasal bir muhasebedir. Çin’in etkisine kapılan boylardan, yöneticilerin hatalarından ve Türk topluluklarının nasıl çözüldüğünden söz edilir. Bu yönüyle yazıtlar, hükümdar övgüsü olmak ile beraber, devlet fikrini canlı tutma çabasının bir ürünüdür.
Bilge Kağan’ın “üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında” diye başlayan hitabı, Türk dilinin en çarpıcı örneklerinden biri sayılmaktadır. Burada devlet, yalnızca askeri bir organizasyon olarak değil; kozmik düzenin parçası şeklinde tasavvur edilmiştir. Bu bağlamda Türk budununun dağılması düzenin bozulması anlamına gelir. Binaenaleyh kağanlığın asli görevi, topluluğu bir arada tutmaktır.
Göktürklerin tarihsel önemi de büyük ölçüde burada ortaya çıkar. Onlar “Türk” adını geniş ölçekli bir siyasal kimliğe dönüştürmüş kıymetli atalarımızdır. Daha sonra ortaya çıkan Uygurlar, Karluklar, Selçuklular ve hatta Osmanlılar gibi birçok Türk devleti, doğrudan ya da dolaylı biçimde bu mirasın içinde şekillenmiştir. Nitekim kağanlık anlayışı, kut fikri, töre vurgusu ve devletin “il” olarak görülmesi, sonraki yüzyıllarda farklı tezahürlerde yaşamaya devam edecektir.



Yorumlar